Kendimle Söyleşi – Okumak Ve Yılmamak Üzerine

in Deneme/Eleştiri Yazar:

Kendi kendime düşünürken aldığım parça parça notları sizinle paylaşmak istedim. Bu yüzden kendimle söyleşi diye bir başlıkta toplamayı düşündüm. Bu yazıda çoğu zaman konudan konuya atlasam da umarım düşündüklerimi sağlıklı bir biçimde size aktarabilirim. Bu yazımda sizinle, sık sık eğitim olarak gündeme gelen, kitap okumak bahsi ve yaşamak arzusu üzerine konuşmak istedim.

Çoğu tarih öğretmeninin de yaptığı gibi benim tarih öğretmenim de ‘’Tarih ders alanlar için tekerrürden ibarettir.’’ diye sık sık söylerdi. Birçok kişinin söylediği bu sözün (küçük bir araştırmayla) milli şairimize ait olduğunu söyleyebilirim. Bu sözü bana sorarsanız şöyle derdim: Tam olarak olmasa da evet tarih tekerrürden ibarettir. Çünkü zamanla değişen toplumsal yapının aynen tekrarı mümkün olmasa da benzeri bir şekilde tekrar etmesi, bilhassa insanın tekrar etmesi mümkündür. O zamanlar öğretmenimin diline pelesenk olmuş bu sözü çok ciddiye almazdım. Daha küçüktüm, gördüklerim azdı; daha tecrübeli olan büyüklerim yanımda konuşmazdı, duyduklarım azdı; hayat bilgisi kitaplarım bu konulara çok değinmezdi, bildiklerim azdı.

Çoğu insan doğduğu çevreden çok uzaklaşmaz. Hem maddi hem manevi anlamda bu şekildedir. Onu büyüten toplumun görüşlerini sorgusuz sualsiz kabul edenler, düştüklerinde yahut yalnız kaldıklarında tekrar nereden başlamaları gerektiğini bilemezler. Tabiri caizse tekrar ayağa kalkamazlar.

Bu yaranın en iyi ilacı okumaktır. İyiyi de kötüyü de okumak. Ancak okuyarak gerçekten nasıl yaşayacağımızı öğrenebiliriz. Sadece okuyarak ayakta kalabiliriz. Eğer okursak karşılaştığımız zorluklara daha kolay çözümler üretebiliriz.  Hatta sadece karşılaştığımız zorluklara çareler bulmak olarak düşünmeyin bunu. Bir sorunun en büyük çözümü ümitsizliğe düşmemektir. Ümitsizliğe düşmemenin en kolay yolu çok okumaktır. Zorluklara rağmen başaranların hikayelerini okumak, her şeye rağmen yıkılmayanları okumak, onların hayata bakış açılarına dair kitaplar okumak…

Çünkü çoğu zaman acıdan ibaret diye düşündüğümüz şu hayat sahnesinin hakkını vererek yaşayanların ortak noktası yılmak nedir bilmemeleridir. Onlar yenilirler, düşerler ama yılmazlar. Günümüz savaşlarının insanı ve toplumu yıldırmak üzere kurulu olduğunu düşünürsek, kazanılacak en büyük erdemlerden biri yılmamaktır. Yıldırmak isteyenlere inat yılmamaktır.

Kitap okumak üzerine bir şeyler daha söylemek isterim. Esasında bu toplumsal bir yaradır. Çoğumuzun evinde belli bir yemek saati, dizi günü, film günü vardır. Ama ne yazık ki belli bir kitap okuma saati yok. Bu şekilde büyüyen çocuklar kitap okumayı ekstra bir aktivite olarak görüyor. Okulda öğretmeni kitap okumasını istediğinde ayağına prangalar bağlanmışçasına acı çekiyor. Hatta otobüste kitap okuyan birisini gördüğünde şaşırıyor. İsterseniz siz de deneyebilirsiniz. Tarifi çok basit, elinize sevdiğiniz bir kitap alın ve otobüste okuyun. Kaçamak ve meraklı gözlerle insanların size baktığını fark edeceksiniz. Bu durum bile demek istediklerimi açıklayabilecek potansiyele sahip. Halbuki kitap okuyan birini gördüğümüzde şaşırmamalıyız. Benimsemeliyiz ve ebeveynsek çocuklarımızın hayatına da bu şekilde dokunmalıyız. Toplumsal yaraların üzeri örtülmeye çalışıldığında, temizlenmeden pansuman edilen bir yara gibi durumu eskiye nazaran daha kötü hale getirir. Kaç yaşında olursak olalım elbet kendimiz ve hatta çevremiz için değiştirebileceğimiz bir şeyler vardır.

Bizi uzun ve zorluğu sürekli artacak bir yol beklemektedir. Bu yolu yürürken umutsuzluğa kapılmamak için okumalı ve birbirimizi anlamaya, dinlemeye çalışmalıyız. Anlamak çoğu zaman çok zor olsa da en azından dinlemeliyiz. Ve biliyorum ki bunu deneyebiliriz.

Hayatta her zaman işlerimiz yolunda gitmeyebilir hatta çoğu zaman gitmeyebilir. Ama ne olursa olsun insan kalmalı, insanı anlamalı, insanı sevmeliyiz. Doğruya giden yolu ancak birbirimizi severek, anlayarak, birbirimize güvenerek bulabiliriz. Ve karşılaştığımız zorluklar ne olursa olsun asla doğrudan vazgeçmeyelim. Yılmayalım. Yıkılsak da yılmayalım. Çünkü kötüler gözleri açıkken de göremezler:

Maviyi, gökyüzünü, denizi…

Ve yazımı Ahmed Arif’in ‘’Anadolu’’ adlı şiirinden bir parçayla sonlandırmak istiyorum.

‘’Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile.

Dayan rüsva etme beni.

 

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,

Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım,

Oğullarım var gelecekte,

Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.

Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

Gözlerinden,

Gözlerinden öperim.

Bir umudum sende,

Anlıyor musun? ‘’

 

*Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif – sf81,82 – 14. basım

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*