N’için Tiyatro Diyerek Başlattığım Bir Yürek Denemesi

Kategori: Deneme/Tiyatro Oyunları

Sizlere bu yazımda, bir deneme, bir sohbet havasında tiyatrodan bahsetmek istedim. Sizi sıkmaması ve pozitif katkı sağlaması dileğiyle.

Bazen kendime soruyorum. Niçin bu kadar çok seviyorum tiyatroyu? Niçin benim önceliklerim, ilklerim arasında. Sonra bunu yağan yağmur eşliğinde uzun uzun düşünüyorum ve bir yazı yazmaya karar veriyorum.

Tiyatro izlemeyi, bir oyun çıkışı karakterler üzerine konuşmayı, bir oyundan vurucu bir tirat okumayı çok ama çok seviyorum. Ama sanırım tiyatroyu en çok söylenemeyeni söylediği için, susmadığı için, yılmadığı için, geçmişe ve geleceğe ışık tuttuğu için; bir bakışla yılların unutturamadığı acıyı, mutluluğu tarif edebildiği için ve -hayatın anlamını sık sık sorgulayan birisi olarak- ön yargılarımı kırdığı için seviyorum. Ön yargılar, insanın tenine ve bedenine yapışmış dikenler gibidir. Bir insan ne kadar iyi olursa, ne kadar temiz yürekli olursa olsun eğer ön yargılara sahip olduğunun farkında değilse, o insana kolay kolay sarılamazsınız. Yalnız lütfen yanlış anlaşılmasın. Sizlerle ön yargılar ile önseziler arasındaki farkı ayırt ederek konuşmaya devam edebiliriz. Önseziler geleceğimizi aydınlatan ışık huzmeleridir. Önseziler, bilgiyle harmanlandığında kişiyi ön görüşlü kişi yapar. Ve sezgi gücü yüksek toplumlar az lafla çok şey anlatabilirler.

Şimdi tekrar ön yargılara gelelim. Diken demiştik. Evet, ön yargılar diken gibidir. Yan yana olan iki insanı birbirinden fersah fersah uzak kılar. Yaşadığımız toplum, topluluk olarak yargılar doğurur. Düşünmeden, sorgulamadan bir şeyleri kabul eden kişiler, bu yargıları salt doğru zanneder. Kutsal bir anlam yükler. Peki, nasıl kurtulabiliriz bu ön yargılardan? Cevabı çok basit efendim. Okuyarak! Birbirimizi severek, dinleyerek kurtulabiliriz. Sadece gözümüzle değil gönlümüzle de bakmaya çalışarak. İşte, ben en çok bu yüzden seviyorum tiyatroyu. Beni yolumdan alıkoyan tabuları yıktığı için. Gerçeğin önündeki sisleri taze ve canlı nefesiyle dağıttığı için.

Bunlardan çok ama çok farklı bir örnek de verebilirim. Tiyatro, insana yanında olmayan şeylerin, özlemini çektiği şeylerin hasretini de giderebilir, yanındaymış gibi hissettirir. Öyle ki Erdinç Doğan bir Sait Faik Abasıyanık olur. Bir martı taklidi yapar. Zannedersiniz ki Burgazada’dan Büyükada’ya vapurla geçerken Sait Faik de yanınızda, martılara simit atıyorsunuz. Eee, efendim burası Ankara, burada nerede bulacaksın martıyı. Bu gerçeği oyundan sonra hatırlarsınız pekala. İşte oyuncu böyle rol yapar. Damağınızda böyle bir tat…

İnsanlar tiyatroya bir şey olmak için başlarlar çoğu zaman. Bir şeyler öğrenebilmek için başlarlar. Ancak sonra fark ederler ki tiyatro sadece yeni şeyler öğrenmek, bir şeyleri başarmak değildir. Bunun çok ama çok ötesinde kendini keşfetmektir. Ne istediğini fark etmektir. İnsan yeni bir yer aramaya başlamadan önce, mutluluğu aramaya başlamadan önce, kendini aramalıdır. Kendini keşfetmelidir.

Sohbetimizde biraz da değişen tiyatrodan bahsetmek istiyorum: Tiyatro oynandığı devri, fikri hadiseleri, kısacası dünyanın dinamiklerini yansıtır. Bir halk acı çekiyorsa onu anlatır. Mutluysa onu anlatır. Ülke adaletsiz ise onu anlatır. Tabii bunu her zaman apaçık yapmaz. Bazen yalnızca bilenlerin anlayacağı şekilde anlatır. Kör göze parmak sokmaz da hani: Lafın tamamı aptala anlatılır diyerek bitirir anlatmaya çalıştığı meramını. Fakat biraz daha realist konuşmak gerekirse eski oyunlar eskide kaldı. Tabii ki şimdi çıkan oyunlar da harika. Oyunculuklar da harika. Ancak etliye sütlüye karışmayan oyunlar bunlar! Ayakta alkışlanacak oyunlar, evet. Ancak sadece tiyatro sahnesinde alkışlanacak oyunlar ne yazık ki. Tiyatro demek sorunları dile getirmek demek. Bir tiyatro oyunu yaşadığı dönemden bağımsız hareket ediyorsa,  hadi halkın yaralarını sarmasını geçtik diyelim; onu anlatamıyorsa da bu gerçek tiyatro değildir ne yazık ki. Halktan uzaklaşan kumpanyalar yok olmaya, unutulmaya mahkumdurlar. Bu bahisler üzerine çokça konuşmak isterim sizlerle. Daha fazla uzatıp da sizi sıkmak istemem. Okunursa ve istek olursa sanıyorum ki bahsi açılmış bu mevzuda tekrar sohbet ederiz. Sağlıcakla kalın:)

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

2 Yorum

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*