cami

Yastık Altındaki Kelimeler

Sevgili Dost,

Kulaklar işgal altında. Bu yüzden kelimeler yere dökülüyorlar. Ağızların kapıları kırık. Bu yüzden kelimeler ayağa düşüyorlar. Bu söz yığınlarını kim kaldıracak? Hiç kimse. Ama azarlanacak, sokaktan, “Bak ne buldum” diye kelime taşıyan çocuklar evlerine.” At o pis şeyi” denilecek onlara. Çocuklarsa yıkayıp bazı kelimeleri saklayacaklar yastık altlarında.

Posta Kutusundaki Mızıka/Ali Ural

Yastık altındaki kelimelerimi havalandırmaya karar verdim bu sabah. Paylaşmaz isem hayatla, küflenip gitmelerinden korktum, biraz da şehirlerin vicdanı küf kokan insanlarından koruyayım derken.

Baktım ki UMUT ve KARAMSARLIK kol kola girmiş selamlıyorlar beni yastığın altındaki kelime yığınının arasından. Ama o da ne aralarında bir kavga var sanki. Ama bir yandan da diğeri olmadan var olamayacağını bilir gibi halleri. Yavaşça alıyorum sağ elime UMUDU ve sol elime KARAMSARLIĞI. UMUDU, zamanında her şeye inat açan tomurcuklarda gezinirken bulmuşum meğer. Ben çiçeği koklayayım derken konuvermiş parmağıma ve kendine böylece yer bulmuş yastığının altındaki kelimeler arasında. KARAMSARLIĞIN tozu ise okul sıralarında bulaşmış üstüme ve eve ulaşmış benimle. Şimdi umut serpiştirmeye çalışıyorum karamsar insanların üzerine.

Bu sırada HASRET ve VUSLAT en naif halleriyle sesleniyorlar bana. Bir de ne göreyim birbirlerini kovalıyorlar kelime yığınının arasında. İzleyip onları bir süre, ardından usulca alıyorum avcuma. Neden kovalıyordunuz birbirinizi sorusu karşısında, gülerek bakıyorlar bana. Hayat hep böyle değil mi diyorlar. Kısa bir süre düşününce anlıyorum özlemler kavuşmalara kavuşmalarsa özlemlere gebe şu dünyada.

SAVAŞIN sesi geliyor uzaklardan. “Ben masumum, ben yapmadım. Ben öldürmedim çocukları, ben kıymadım annelere, ben bitirmedim dostlukları… İnsanlar yaptıkları bu kötülüğü benim adımla birlediler. Arkama gizleyebileceklerini sandılar suçlarını. Oysa gözleri gizleyemedi kalplerindeki karayı.”  Her yerde yeşeremiyor bu adalet dedikleri, ondandır seni suçlayıp sana yüklenmeleri. Anlatsak anlaşılır mı, kalplerin karasının perdesi kalkar mı bilmiyorum ama sen korkma ben seni duyuyorum. Öyleyse şimdi SAVAŞA bir demli çay benden, hararetini alır biraz. İyi gelir tüm çaresizliklere.

SEVGİ ise gizlice ağlıyor. Dertleşmeye çalışıyor diğer kelimeler ile ama çoğu uyuyor, onu kimse dinlemiyor ANNE haricinde. Önce biraz dinliyorum onları. SEVGİ: “Canım yanıyor biliyor musunuz? İnsanların kimi benden korkuyor kimisi de hiç düşünmeden üstüme basıp geçiyor. Seviyorum dedikleri çiçeği koparıyor solduruyorlar, seviyorum dedikleri yemekleri tek başlarına yiyip bitiriyorlar, seviyorum dedikleri oyuncakları kırıyorlar, seviyorum dedikleri müziklerden sıkılıyorlar, seviyorum dedikleri dostluklarını üç kuruşa satıyorlar, seviyorum dedikleri kalpleri ağlatıyorlar.” dedi ve daha da fazla ağlamaya başladı. Onu dinleyen ANNE ise başını okşadı SEVGİ’nin, üzülme dedi, gözyaşlarını sildi. “Anneler yavrularını nasıl sever bilir misin sen? Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, kendilerinden geçercesine, hayata karşı koruyup koklayarak severler. Sen işte o sevgisin “dedi. Sustum, sustum, sustum sadece bir damla yaş aktı gözlerimden; onları rahatsız etmeden uzaklaştım oradan.

Başka bir köşede ise HAYAL uzaklara dalmış düşünüyordu sessizce, bir an gözüm çarptı kendisine ve merakımdan sordum, ne düşünüyor diye. Öyle güzel baktı ve güldü ki gözlerinin içi, ardından dökmeye başladı içindekileri. “Hayaller hep sevgi ve umut dolu olur, masum olur, bir rengi olsa pembe olur öyle değil mi? Ama belki de uzun zamandır bu yastığın altına saklandığımdan insanlara hatırlatamıyorsam bu hissi. Herkes ayakları yere basan gerçeklerin peşinde, çocukların bile hayal dünyası daraldıkça daraldı ve oynadıkları oyunlardan ibaret kaldı. Ne yapmalıyım ki yeniden, geçmişin ağrıları yerine geleceğe dair hayaller kaplayabilsin ufukları?” Önce hayali bulduğum yere geri götürmeye karar verdim. Uçsuz bucaksız bir denizi seyrederken omzuna konmuştu bir kuşun kanadından düşüp. Hayali yeniden yükledim kuşun sırtına, konsun diye bambaşka omuzlara.

Tam kelimeleri yeniden koyacakken yastığın altına MERHAMET düşüverdi kucağıma. Öyle çok üşümüş ki titriyor her yeri. Biraz ısınsın diye alıp göğsüme bastırdım MERHAMETİ. Yavaş yavaş kendine geldi ve şu sözler döküldü ağzından “Benim yerim burası değil, kalplerden ne zaman kovuldum ben, vicdanları ne zaman terk ettim, ne zamandan beri yastık altında küflenmeye meylettim böyle, hala yer var mı acaba bana, kovulduğum hücrelerde?”

“Kimisi nasıl olduğunu anlamadan kaybediyor seni, kimisi parayı görünce unutuyor yüreğinin dışında seni. Hatırlıyor musun seni bulduğumda az kalsın öldürecektin kendini ve bu dünyada sana yer olmadığına inanıyordun. Ben diyorum ki şimdi boşver bizi, yani insanları. Seni toprağa ekelim, güneşte ısın yağmurda dinsin susuzluğun ve aç yeniden en güzel renklerine ulaş nasibi olan yüreklere.” Şimdi ekiyorum MERHAMETİ bir çınar ağacının gölgesine, kolayca incinmesin diye.

Yoruldu sanki kelimeler biraz da uykuları mı geldi ne? En iyisi güzel bir ninni açıp bırakalım kalanları kendi hallerine…

Düşler ülkesinden bir kaza sonucu sevgisiz insanlarla dolu dünyanıza düstüm. Kim oldugumu sorarsanız "Biraz rüzgarım biraz dalga" şairin dediği gibi. Aslında belki kendimi arıyorum ben de burda. Yaşım konusunda da farklı düşünceler var ama ben hepinizle akranım. Burdan çoğu zaman düşler ülkesine olan özlemini paylaşıyorum sizlerle. Herşeyin yeterince gerçek olduğu bu dünyada biraz da olsa hayallerimize sahip çıkalım ne dersiniz ? Unutmayın insan kardeşlerim: "İnsan Sevgi İle Yaşar "

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Edebiyat Kategorisinde Son Yazılar

Neredesin Sen ?

Şu garip halimden bilen işveli nazlı, Gönlüm hep seni ariyor neredesin sen? Tatlı dillim guler yüzlüm

Yalnızlığa Farklı Bir Bakış

Yalnızlık insanın bütün benliğiyle; bütün zamanlarda ve bütün mekanlarda kendini diğer varlıklardan uzak hissetmesi halidir aslında.