Işıkların aymadığı bir vakit izliyorum yine Ankara’yı.
Hafifçe bir esinti, camdan içeri
omzumu sıvazlarcasına girdiğinde,
derin bir nefesle düşüncelerimi karanlıkta bırakıyorum.
Malum manzara hep aynı…
ufuk görünmüyor çimento tabutlardan.
Birkaç demet umuduyla,
bir adımım takip ediyor diğerini.
Oysa yalnızım sandığım bu vakitlerde,
ben ve niceleriyle
kırıntıların peşinde koşarken buluyorum kendimi.
Hayallerin egzoz dumanına gömüldüğü bu meskende
izliyorum kırmızı, sarı ve yeşilin
yakamozunu
su birikintisinde.
Bir İstanbullu değilim ki
romantize edeyim şehrimi.
Yamalı yollarda
gidiyorum tekneme
bir otobüsün içinde.


Ömrümün çoğunu Ankara’da geçirmiş birisi olarak her kelimenin bana Ankara’yı hatırlattığını söylemeliyim. Egzoz dumanlarının gökyüzünü kaplarken otobüsün içinde etrafa bakındığım çocukluğumu anımsadım.
Binaların tabuta benzetilmesi çok şık olmuş
hüzünlendim, kalemine sağlık.