Martıların Yıldızı

in Deneme/Edebiyat Yazar:

Martı Erbilen üç yıl önce Kuzey sahillerinde doğmuştu. Şimdiye kadar gittiği en uzak yer Güney sahilleriydi. Güney sahilleri de tıpkı Kuzey sahilleri gibi olduğu için dünyanın nasıl bir yer olduğunu hep merak ederdi.  O yüzden gökyüzünün uzakları gösterdiği deliklerden gözlerini dikerek yeni dünyalar keşfetmeyi severdi. Ona göre yıldızlar yoktu. Yanımızda da tıpkı dünya gibi bir yer daha vardı. Bunlar kardeş dünyalardı. Onun da uçulabilen bir gökyüzüne sahip olduğuna, dinlenebilecekleri kayalıklara sahip olduğuna emindi. Ve diğerlerinin yıldız diye tarif ettiği şeyler o dünyayla bizim dünyamız arasındaki deliklerdi. Dünyadaki deliklerden ışık sızıyor. Biz de yıldız sanıyorduk. Günün birinde uçmayı öğrendiğinde yükselecek yükselecek ve o deliklerden diğer gezegendeki arkadaşlarını aramaya gidecekti. Küçük martı bunları hayal ederek büyüyedursun. Ay Dünya’nın, Dünya Güneş’in, Güneş Samanyolu Galaksi’ sinin etrafında dönmeye devam etti.

Martı Erbilen arkadaşlarıyla beraber oyunlar oynayarak, büyüklerinden uçma dersi alarak büyümüştü. Artık genç bir martı olmuştu. Eskiye nazaran istediği gibi uçabildiği, gitmek istediği yerlere gidebildiği, avlanabildiği için mutluydu. Ancak eskiden hayal ettiği şeylerin gerçek olmadığını öğrendiği için -büyüdüğü için- mutsuzdu. Mesela yıldızların gerçek olduğunu, dünyada başka bir dünyaya geçecek deliklerin olmadığını da öğrenmişti.

Günlerden bir gün yani herhangi bir gün gökyüzünde beklenmedik bir şey oldu. Bir yıldız düştü dediler. Küçük martı arkadaşlarını toplayıp o yıldızı bulmaya, elinden geldiğince yardım etmeye karar verdi. Sahillere, kayalara, ormanlara geniş pikeler yaparak düşen yıldızı aradılar. Ama sanki yer yarılmıştı da yerin dibine girmişti yıldız. Martı Erbilen, evet dedi anahtar kelime bu. Yerin dibi…

Erbilen’e garip garip bakan diğer martılar bir şey anlayamadı. Ağız birliğiyle nasıl yani dediler. Erbilen kısaca anlattı: Düşünün arkadaşlar, metrelerce yükseklikte kanatlarınızın büzüldüğünü ve bir anda yere dikey olarak düştüğünüzü düşünün. Düşerken karşı konulamaz şekilde hızlanacağımızı hepimiz biliyoruz. Tüm martılar korkuyla titreyip, bu uğursuzluğun başlarına gelmemesi için gagalarını birbirine vurdular. Martı Erbilen devam etti: Sizi korkuttuğum için özür dilerim. İşte o kadar yüksekten düşen bir yıldız da bizden daha fazla hızlanacaktır. Ve süratle yere düşecektir. Tıpkı yere düşen martılar gibi eski hallerinden eser kalmayacaktır. Bunun üzerine diğer martılar öfkeyle bağırdılar. Bunları düşünmek bile bir martı için azaptı. Martı Erbilen ise normal bir şey gibi anlatıyordu. Bu kabul edilemezdi.

Martı Erbilen tekrar özür diledi. Ve konuşmasına devam etti. İşte o şekilde de yıldızlar değişir. Gökte durdukları gibi durmaz. Bu yüzden artık sadece parlak şeyleri aramaktan vazgeçip diğer ilgimizi çeken şeylere de bakacağız. Burada önemli olan kriter, eskiden olmayıp da yeni ortaya çıkan farklı şeyler. Ertesi günden itibaren herkes daha önce hiç görmediği şeyler aramaya başladı. Kimisi yeni bir koy buldu. Kimisi yumuşacık bir dilaltı gagalık taşı keşfetti. Kimisi yeni bir hayvanla tanıştı.  Kimisi yeni bir arkadaş edindi. Ama kimse yıldıza benzettiği bir şey bulamadı.

Yaklaşık bir ay sonra, usta martı martılardaki değişimin nedenini öğrendiğinde, bir açıklama yapma gereği hissetti. Sevgili martı gençleri: Bir yıldız da bir martı gibidir. Doğar yaşar ve ölür. Ama hiçbir vakit hala yaşadığı halde dünyanın üzerine düşmez. Zaten yıldızlar tahmin ettiğinizden çok ama çok daha büyüktürler. O, günlerce aradığınız ve düştüğüne dair emin olduğunuz şeyse bir uzay taşı olmalıdır. Meteor dediğimiz bu taşlar düşerken o hızla, yanmaya başlar. Sanırım bu yüzden bir yıldız zannettiniz taşı.

Tüm martılar usta martıyı sevgiyle dinledi. Düşen şeyin bir yıldız olmadığına inandılar. Ama hiçbiri düşen bir yıldızı aradığına pişman olmadı. Hiçbiri bu bir yanlış anlamadan ibaret olan yanlışlıktan utanmadı. Çünkü martılar yıldızı ararken hiç görmedikleri şeyler gördüler. Yumurtaları için yeni koylar keşfettiler. Bildiklerini düşündükleri yerlerde bile yepyeni şeyler buldular. Belki yıldızı bulamadılar ama tekdüze bir kayalıkta yaşamayı bırakıp hayatlarını değiştirdiler.

Ve bir anı olarak, adaya çakıl taşlarıyla şu sözü yazdılar: Aramaya başlamak için birisinin gelip sizi bir yıldızın düştüğüne inandırmasını beklemeyin. Ve sizi mutlu edecek yeni şeyler keşfedin…

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*